top of page

EKOLOJİ NEDİR?

Ekoloji; Canlı varlıkların birbirleriyle ve bulundukları ortamla ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır. Giderek bozulan doğal denge ve buna bağlı olarak çevre konusunda artan duyarlılık sonucunda son yıllarda giderek önem kazanmıştır. Dünyadaki katmanlar arasındaki madde enerji alışverişi, dünyanın doğal dengesini sağlar ve dünyanın katmanlarının kompozisyon u daima sabit kalır. Buna dünyanın ekolojik dengesi denir. Dünyadaki tüm bu olaylar ve bu olaylar ile canlılar arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalına ekoloji, insanlar ile insanlar dışında kalan doğa arasındaki ilişkilerin tümüne birden ise insan ekolojisi denir.Ekolojinin Yasaları; Ekolojinin Birinci Yasası: Her şey diğer her şeyle bağlantılıdır. Ekolojik ağda bir noktadaki küçük bir bozulma, uzak bir noktada geç bir dönemde çok büyük etkilerle kendini gösterebilir. Ekolojinin İkinci Yasası: Her şey bir yerlere gitmek zorundadır. Doğada atık yoktur. Her şey taşınır, dönüşür, bir döngüde yerini alır. Ekolojinin Üçüncü Yasası: Doğa en iyisini bilir.

ekolojik-kavramlar.jpg

Doğa üzerinde insan eliyle yapılan her türlü majör müdahale doğa için eninde sonunda yıkıcı olabilir. Ekolojinin Dördüncü Yasası: Ekolojide her kazanımın bir maliyeti vardır. Bedel ödemekten kaçınılamaz, ancak geciktirilebilir.

Ekolojik Yaşam; Ekolojik yaşam  insan eylemlerinin doğaya zarar vermeden sağlıklı bir ortam yaratarak kendi bütünlüğü kadar çevredeki yaşamın tamamının  sürdürebilirliğini düşünerek doğaya zarar vermeden, doğaya uyumlu  doğaya saygılı bir  şekilde gerçekleştirmesidir.
Ekoloji bir neden değil sonuç olarak düşünülmelidir. Özelikle son yüz yılda hızlı bir tüketime , doğal kaynakların kötü kullanımına , doğadaki  bir çok canlı türünün  yok oluşuna  tanıklık eden insanoğlu, dünya üzerindeki yaşamın ne kadar büyük bir tehlike ile karşı  karşıya kaldığının farkında  değildir. Doğanın muazzam dengesini bile sarsabilen insandan doğanın tek beklediği şey saygılı bir yaşamdır. Ekoloji kendini zaten yeniler ve insana da ihtiyacı yoktur aslında. Önemli olan;biz insanların yenilenmesi ve sisteme uymasıdır .

 

Ekolojik Tarım; Üretimde kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Ekolojik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumaktır. Tüm bu olumsuz etkilerin ortadan kaldırılması amacıyla kimyasal gübre ve tarımsal savaş ilaçlarının hiç ya da mümkün olduğu kadar az kullanılması, bunların yerini aynı görevi yapan organik gübre ve biyolojik savaş yöntemlerinin alması temeline dayanan Ekolojik Tarım Sistemi geliştirilmiştir. FAO ve Avrupa Birliği tarafından konvansiyonel tarıma alternatif olarak da kabul edilen bu üretim şekli değişik ülkelerde farklı isimlerle anılmaktadır. Almanca ve Kuzey Avrupa dillerinde “Ekolojik Tarım”, Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca’ da “Biyolojik Tarım”, İngilizce’ de “Organik Tarım”  Türkiye’de ise "Ekolojik veya Organik Tarım" eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.

Ekolojik Köyler; Ekolojik köyler kısacası ekoköyler, insan eylemlerinin doğaya zarar vermeden sağlıklı bir ortamda sürdürüldüğü  topluluklardır. Dünya üzerinde  ekoköyler bilinçli olarak kurulmaktadır. Bu sayede, insanlar yeniden doğa ile iç içe topluluklar oluşturarak, tüm canlıların gelecekte de sağlıklı bir şekilde varolmasını hedefleyen bir yaşam tarzı seçerler.Ekolojik dengeye saygının temel alındığı ekolojik köy kavramı çağın en güçlü yaşam modeli olarak Birleşmiş Milletler gündeminde yerini almıştır.
Dünyanın dengesi insanlığın, üretim sırasında geliştirdiği çeşitli mekanizmalar nedeniyle bozulmuştur. Günümüz dünyasının ana sorunu, büyümenin sınırlarına gelmiş olmamız ve yaşamlarımızda sosyal ve ruhsal boyutun eksikliğini hissetmemizdir. Birçok bilim adamına göre, eğer insan bir canlı türü olarak var olmayı sürdürecekse mutlaka zarar vermeyen, ve sürdürülebilir bir yaşam tarzını benimsemek zorundadır. 2000 yılında, BM temsilcileri, 850 uzman ve 30 çevreci kuruluşun görüşleri alınarak hazırlanan Birleşmiş Milletler raporunda, "mevcut sistemin sürdürülemez olduğu ve değişimi geciktirmenin artık bir seçenek bile olmadığı" sonucuna varılmıştır.

Permakültür;  Permakültür 1970’li yıllarda, iki Avustralyalı’nın yaşam felsefesini de kapsayan bir tarım anlayışı olarak gelişti. Bill Mollison ve David Holmgren permakültür üzerine yazdıkları ilk kitap yayınlandığında, okurlardan gelen olumlu tepkilere ve genel ilgiye çok şaşırmışlardı. Permakültür tanımları aslında Fukuoka’nın The One Straw Revolution adlı eseri üzerine kuruluydu: Doğaya karşı değil, doğayla çalışan bir tarım kültrünün benimsenmesi. Burada, doğa korumaya önce yakın çevremizden, yani yaşadığımız ev ve bahçeden başlamamız gerektiği mesajı veriliyordu. Permakültür dört temel prensibe dayanıyor:

• Toprağın sürülmemesi. Toprağı sürmek, burada yaşayan canlılara zarar veren en önemli unsurlardan biridir..

• Kimyasal gübrelerin kullanılmaması. Bunun yerine, toprağı oluşturan bitki ve hayvanların toprağı üretmelerini sağlamak.

• Yararsız otların sürülerek veya kimyasal ilaçlarla ayıklanmaması. Yararsız otların kullanılması; doğal yollarla kontrol altına alınması veya ara sıra kesilmesi.

• Herhangi bir kimyasal maddeye bağımlı olmamak. Özellikle böcekler, hastalıklar ve yararsız otların kendi kontrol mekanizmaları vardır. Bırakın bu mekanizmalar çalışsın, siz sadece yardımcı olun.

Bu prensipler az enerji gerektiren ve hatta gerekli enerjiyi kendi kendine üreten bir sistemi sağlıyor. Permakültür tüm canlı varlıklar için sürdürülebilirliği olan; bütünleyici ancak, sürekli değişen sistemini ayakta tutmayı amaçlıyor. Permakültür İngilizcede ‘permanent’(sürekli/süregelen) ve ‘agriculture’ (tarım) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. Temelinde, ekolojinin prensipleri ve enerji akışlarının etkin şekilde kullanıldığı bir arazi planlaması yatıyor.

© 2008 - 2021 by ADOBEHOMES-KERPİÇ EV

  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon
  • Black YouTube Icon
bottom of page